full screen background image
Search
Cuma 18 Eylül 2020
  • :
  • :

Tarih, Nedensellik, Şeker Hastalığı

Diyabetes mellitus, bilinen adıyla şeker hastalığı. Her ne kadar ben bu fikre katılmasam da, teşhisi konulduğundan itibaren tedavisi mümkün olmayan hastalıklar sınıfında yer alıyor. Uluslararası Diyabet Federasyonu’nun raporuna göre Türkiye’de 2 milyon 650 bin diyabet hastası mevcut. 2 milyon 850 bin kişi de risk grubunda bulunuyor. Geçtiğimiz yıl, 6 milyon kişi bu hastalık nedeniyle yaşama veda etti. Bu da 1. Dünya savaşında ölen insanların sayısına yakın bir sayı demek.
Bugün bu yazımda hastalığın nedenlerini irdeleyerek, çözümlerini yaratmış olacağız. Bunun için tarihten yararlanmak lazım, Carl Sagan’ın dediği gibi ‘Bugünü anlamak için geçmişi bilmeniz gerekir.’ Hadi o zaman geçmişten başlayalım ama en eskiden.

Nerden Geldi Başımıza Bu Hastalık

Aslında bu hastalık yeni bir şey değil 20.000 yıllık bir öyküsü var. Adana da tedavisinin yapıldığı sırada tanıştığım bir paleontolog’la sohbetlerimiz sırasında. Demir eksikliği anemilerinin, diş çürümelerinin, kemik erimesinin, çocuk ölümlerinin ve bizi ilgilendiren kısmı olan Diyabetin; Yerleşik hayata Geçilerek Tarımla uğraşılması’ndan(Tahıl devriminden) sonra hızla arttığını fark ettiklerini söylemişti. Üstelik bu bulgulara ait kazıların tamamı Anadolu ve Mezopotamya da yapılmıştı. Yani bu topraklarda.
Tahılların insan gıdası olarak fazlaca tüketilmesinden sonra belki de henüz araştırılmamış bir sürü rahatsızlık da buna bağlı olarak gelişmiştir. Yani şeker hastalığına neden olan şey hastalığın isminden de çıkaracağımız gibi aşırı tüketilen karbonhidratlardır. Tahıllar bilinen en iyi karbonhidrat kaynağıdır ve bir besinin Şekerlilik oranı(glisemik endeksi) hesaplanırken beyaz ekmek referans alınır, yani ekmeğin şekerlik oranı saf glikozla aynı kabul edilir*. Şimdi Bir toplum düşleyelim geçmişinde hiç ama hiç avuç dolusu şeker yememiş olsun. Çok kısa süre içinde tek besin kaynağı olarak bunu tüketmeye başlıyor. İşte tam olarak hastalığın çıkış noktası da buradan çıkıyor. İnsan fizyolojisi hazırlıksız yakalanıyor.

Darbe Üstüne Darbe, Şekerin İcadı

Çay şekeri(Sakkaroz), insanların tatlı yiyecek ve içeceklere karşı iştahı, sağladığı zengin kalori, gıdaları koruyucu ve fermente edici özellikleri nedeniyle tarihsel olarak önemli bir ticaret malı olmuştur. Sakkarozun ilk olarak MÖ 1200’lerde Hindistan’da şeker kamışından üretildiğini ve batıya MÖ 325 yılında Büyük İskender sayesinde ulaştığını biliyoruz. Tarih öncesinden keşfedilen bu gıda uğruna savaşlar bile yapılmış.

Peki bu gıda hakikaten çok mu değerli? Neden insanoğlu bu gıdayı uğruna savaşılacaklar listesine sokmuş olabilir? Cevap aslında tam da bizim konumuz. Bu gıdayı tüketen kişilerde tokluk duygusu duymama, yedikçe daha sonraları yeniden arzulama gibi davranış bozuklukları ortaya çıkıyor. Bunların nedenleri bugün zaten biliniyor. Glikoz vücutta insülinin aşırı ve biranda salınmasına neden oluyor. Bu da mutluluk hormonu diye bilinen seratonin mekanizmasına direkt etkide bulunuyor. Ayrıca özellikle tahıl tüketen toplumlarda, İnsülin direnci toplumun genelinde görülebiliyor. Bu da zamanla mutluluğa karşı gelişen direnç anlamı da taşır. Daha fazla mutluluk için Ekmekteki polisakkaritler de yetmez, direk basit şekerler talep edilir. Yani bir nevi madde bağımlılığı. Mutlu olmak için daha kuvvetli şeker yemek gerekir. Aynı bir uyuşturucu gibi öyle değil mi? Bunu bile fırıncılar da ekmeğe şeker atmaktan geri kalmazlar.
Taklitleri Daha Tehlikeli!!!

Arzu edilen bir ürünün taklidini çıkarmak genelde Türklere ya da Çinlilere ait bir özelliktir. Ancak 1970’li yıllarda ABD orijinli Clinton Mısır İşleme Şirketi bir Japon araştırma enstitüsüyle birlikte yüksek früktozlu mısır şurubu üreterek şekerden daha kuvvetli bir tatlandırıcı yarattılar. Glikozun bir kısmını früktoza çeviren glikoz izomeraz enzimiyle, işlenen mısır nişastasından elde edilen bu tatlandırıcı, geleneksel şekerli tatlandırıcılara göre daha ucuz ve sanayi açısından daha kullanışlı bir alternatif. Kullanışlı olması sağlıklı olduğu anlamına gelmiyor tabi. Bu günümüzde bütün gıda sanayinde denetimsiz bir şekilde kullanılıyor, özellikle ülkemizde. Hem de aklınızın almayacağı kadar çeşitli yerde. Bu sayede şekerin; yani uyuşturucunun tahtına bonzai(Früktoz şurubu) oturmuş oldu(TÜYÜ DİKTİK). Sanıyorum az da olsa hastalıkların nerden geldiğine dair fikir edindik. Hastalıkların diyorum çünkü bu artık sadece şeker hastalığı ile ilgili değil. Bugün Çoğu hastalık bozulmuş insülin mekanizması üzerinden açıklanabiliyor. Baş ağrısından alerjiye aklınıza ne geliyorsa…

Peki Neler Yapmak Gerekiyor?

Hastalıktan korunmak bence hastalığa yakalandıktan sonra tedavisini olmaktan daha kolay ve ucuz. Öncelikle Şekergiller(Tahıllar, sakkaroz, früktoz(Meyveler) …) alımını kısıtlayın ve dengeli beslenin. Burada anlatmaya çalıştığım denge. Bütün yiyeceklerden yiyerek çeşitlilik sağlamak. Asla tek tip beslenme tarzını uzun dönem uygulamayın. Bedeninizin ihtiyaçlarının farkına varın bunu için işinin ehli bir diyetisyen çok önemli. Ayrıca Yediğiniz şeyleri harcamak da çok önemli. Her yazımda aynı şeyi yazıyorum lütfen yediğiniz yemeği hak edin. Hareketlilik illa ki kapalı alanlarda yapılan aletli sporlar anlamına gelmiyor. Adana da bir karnaval eşliğinde portakal çiçekleri açmışken size de dışarıda olmak yakışır.

Bu Hastalık Mustafa Kemalin Düşmanlar İçin Dediği Gibi:
‘Geldiği Gibi Gider Mi?’

Yazının başında yazdığım gibi Şeker hastalığını; günümüz modern tıbbı, tedavisi mümkün olmayan hastalıklar sınıfında tutuyor. Bunun böyle düşünülmesine neden olan şey semptomatik tedavilerden(belirtileri tedavi etmek, hastayı değil) alınan kötü sonuçlar. Bana göre hiç bir hastalık geldiği gibi gitmiyor, bizden çok şey alıp götürebiliyor. Ancak bu hastalık düzgün tedavilerle; bizle uğraşmaya son verebiliyor. Ben bu anlamda beraber çalıştığım dahiliye uzmanlarıyla çok iyi işler çıkardığımızı düşünüyorum. Ayrıca çoğu zaman ömür boyu; ilaç ya da isülin kullanmamıza da gerek kalmayan tedaviler başarabiliyoruz. Yani bütün ilaçları bıraktırabiliyoruz. Böylece hem kendi sağlığımız hem de ülkemizin sağlık bütçesi iyileşiyor.
Özetle kısaltarak yazmak zorunda olduğum yazımda insanoğlunun yaptığı taktiksel hataları anlayabildiysek, cevaba büyük ölçüde yaklaşmış olduk demektir. Hastalıkların belirtilerini değil, nedeniyle birlikte kişiyi tedavi etmenin yaygın olacağı, güzel günler diliyorum.

NOT: Glisemik indeks hesaplama yöntemi güncellenmesine rağmen eski yöntem hala çoğu bilimsel camiada kabul görmekte.



Aykırı Bir Diyetisyen Diyet İmmünoloji Uzmanı


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.